Başıma ne geldiyse şu platonik sevdasından geldi. Başta platonik kulağa harika bir fikir olarak gelir. İdeal acı çekme maratonuna sokar seni.
"Onu ölene kadar sevicem ama o benim adımı bile bilmeyecek. Onu hayal edicem, o ise bu hayalleri istese de kirletemiycek."
Şeklinde edebiyat yaptırır. Mantıklı görünmese de mantıksız da görünmez. Yıllarca bu sağlıksız durumun tuzağına düşenlerden oldum. Muhtemelen de düşmeye devam edeceğim. Şu kimliğimle size şunu söyleyeyim platonik aşk "Seni uzaktan sevmek aşkların en güzeli." gibi güzel şarkılar yazılmasını sağlamak haricinde bi' boka yaramaz. İnsanın sosyal bir varlık olduğunu beyniniz kendince değiştirmek ister. "Hayır," der "Evde otur ve sıkılmaya devam et, kimseyi görme, onlar seni anlamıyor." Sizi anlamayanlar insanlar elbet vardır ama 6 milyar homo sapien daha olacaktı orda burda. Ya da "Önemli değil aşk dediğin içinde çağlayan tek yönlü bir şelaledir." Şelale dediğin zaten iki yönlü olamaz ki. Yukarı doğru akan bir şelale fizik kurallarına ne kadar tersse insanı kendisiyle baş başa bırakmaya uğraşmak kulağa hoş gelen tehlikeli ve yanlış betimlemeler yapmak da o kadar ters. Karşı taraftan medet ummak zorundayız. Reddetmeler bir şey değiştirmeyecek.
İnsan hiçbir şekilde tek taraflı olamaz, tek başına olamaz. Hiç arkadaşı olmayan (ama hiç!) bir insanı düşünün, böyle bir şey olabilir mi? Olsa bu insan en fazla 3 vakte kadar yaşayabilir (tamam ben de biliyorum etrafta bazı insanlar var "benim hiç arkadaşım yok" diye dolaşıyorlar ama onları sadece kendi içlerinde yarattıkları "kimsebenianlamıyor" sorunsalında baş başa bırakıyorum ve feysbuklarında bilmemkaç arkadaşlarının içine yem olarak atıyorum.) peki doğa. zıtlıklarla ayakta durduğunu düşünürsek zıtlık iki ya da fazlasını gerektirmez mi? Şeytan ve melek gibi. Melek olmasa şeytan olur muydu? Ya da tam tersi? Ha, işte kardeş, sevginin de platoniği imkansız bir şey. Kimse "YOO Bİ' KEREM BEN KAÇ KERE blablabla" diye lafa atlamasın başta imkanlı görünüyor, başta dediğim şöyle 10 sene civarı. Bu arada imkansızdan kastım sağlıklı bir şekilde platonik sevmedeki imkansızlıktır. Hele bir de karakterler gerçek olunca iş çığrından çıkıyor. Chuck Blair'e neden böyle yaptı diye sinirleniriz ama olayların hayal ürünü olduğunu bildiğimizden etkisi kısa olur. Ama görüyorsun televizyonda gördüğün salak gibi çok sevmeye başladığın biri başka salak gibi sevdiğin kişiyi dötünden anlamış kendince laf sokuyor. Hiç sevilmemesi gerektiğini, hiçbir şey hak etmediğini sana milyonuncu kez kanıtlıyor. Aha içine dert oldu. Ama sevgi çok değerli bir şey, ağlıyorsun geceleri niye kimseyi sevemiyorum diye ama orda burda gördüklerine neden salak gibi dağıtıyorsun, hani nerede "sevgimi kirletmez" ben görmedim? Olmayan şeyleri hayal ettirip üstüne bir de kaymak gibi paranoya çekti, ağzına sıçtı?
Günün şarkısı Adele - Rolling in the deep
Arz ederim kimi zaman da tuzağa düşerim.