8 Ekim 2011 Cumartesi
Gittim, dinledim, yaptım, gördüm, dokundum, konuştum :) Flörtken bakışlı Miles'ın gözleri bana sadece "uçmuş bu kız" gibisinden bakıyordu ama skopos "ne olursa olsun benle konuşmasını sağlamak" idi, bunun için elbette çeşitli durumlardan fedakarlık yapmam gerekti ama her saniyesine değdi! Seni seviyorum post-kıro müdavimi!
17 Eylül 2011 Cumartesi
miles ve ben
Evet insanlar "off sıkıldım bu kızın miles manyaklığından" demesinler diye,ki muhtemelen çoktan demişlerdir, daha fazla twitter ya da facebook'da "home" kirliliği yapmayacağım. Ama şuna açıklık getirmek isterim. Bu tipler sanki miles'ı çok tanıyorlarmış gibi böyle 3 tane fotoğrafını koyup "aman da tlsp'nin üyesiydi bıdı bıdı" yazıp lale kart hiyerarşisini uygulayamazlar. Konsere ben, BEN gidemezsem ne olur biliyorlar mı acaba? Kıskançlıktan ortadan ikiye ayrılacağımı, 2 hafta kendime gelemeyip krize gireceğimi biliyorlar mı? Bir genç kızın geleceğiyle oynadıklarını biliyorlar mı HA? Tamam kabul ediyorum,İKSV çok zaman kendimizi cennette hissetmemize sebep olacak etkinlikler düzenliyor ve onlar olmasaydı muhtemelen miles bir 5-6 sene daha türkiye'nin yerini haritada bile gösteremezdi ama son birkaç seferdir lalekartlılara destek olurken diğerlerine tam anlamıyla KÖSTEK oluyor. Biletler bitiyor tıpış tıpış şişhaneye gidip 2 saat beklemeden bu gerçeği öğrenemiyoruz. Arkadaşım, öyle bir yüzyıla geldik ki artık İstanbul Üniversitesi bile sınav notlarını online açıklıyor peeh, söylesenize, biletler bitti,boşuna sinirinizi bozmayın kabullenin bitsin-gitsin, desenize? Çok sinirliyim, çook. Biletix'le bir olup beni delirtmeye çalışıyonla bunlar.
Bu arada rüyamda Miles gelmiş ben bir şekilde bilet almışım Öykü Güneşli'ye de aldırtmışım:) gitmişiz ama ben miles'ın doğru dürüst şarkı söylediğini duyamadan çıkmışım, sonra nasıl geçti diye öyküye sormuşum. Uyanıp kendime delicesine küfretmeye başladım.Sonra takvime bakıp 7 ekime henüz gelmediğimizi görünce derin bir oh çektim. Durum bu kadar feci dostlar. Bana biletimi verin, eski halime döneyim. Ama bilet alamazsam korkusu beyin fonsikyonlarımı olumsuz etkiliyor. Cu no' wha I mean?
BURASI İSTANBUL BURADA HER ŞEY GERÇEK
Rica ederim,
İK
Bu arada rüyamda Miles gelmiş ben bir şekilde bilet almışım Öykü Güneşli'ye de aldırtmışım:) gitmişiz ama ben miles'ın doğru dürüst şarkı söylediğini duyamadan çıkmışım, sonra nasıl geçti diye öyküye sormuşum. Uyanıp kendime delicesine küfretmeye başladım.Sonra takvime bakıp 7 ekime henüz gelmediğimizi görünce derin bir oh çektim. Durum bu kadar feci dostlar. Bana biletimi verin, eski halime döneyim. Ama bilet alamazsam korkusu beyin fonsikyonlarımı olumsuz etkiliyor. Cu no' wha I mean?
BURASI İSTANBUL BURADA HER ŞEY GERÇEK
Rica ederim,
İK
17 Ağustos 2011 Çarşamba
aklı havada bu kızın
Bu kadar yıl geçtikten sonra bile hala o hovarda ve çapkın ama bir o kadar yakışıklı ve zeki Brezilyalı M'nin ilgisini çekmeye çalıştığım zamanlarda çevirimi yapsaydım kitap bitmişti.
26 Nisan 2011 Salı
Takatukaları takatukalattırdığım hiç görülmemiştir
Bir insan en fazla kendinden bahsederken sıkıcı oluyor. "Ben çok bıdıbıdıyımdır, valla. Hele bıdıbıdılar bıdıbıdılaşamazlarsa bıdıbıdılanırım, böyleyim ben." Gel gör ki insanoğlu yanlış anlamaya müsait olduğundan kelli yerden gökten kendini anlatmaya çalışmalar yağıyor. Doğal. Olası. Kaçınılmaz. Hele ki soru bir de "bana biraz kendinden bahsetseneğ" gibi çığırtkanlıklara mahal verecek türden ise cevaplar "hocam hani insan kimliği 4 kısımlıydı, benim bilip senin bilmediklerin, senin bilip benim bilmediklerimin, senin de benim de bildiklerim, senin de benim de bilmediklerim diye. Görünüşe göre benliğimin yarısından haberim yok." olabilir. Çünkü hele hele ki ilk buluşma ya da hoşlandığınız kişiyleyken karşı cinsin bundan haberinin olmadığı görüşmeler gibi yüksek tansiyonlu durumlarda hakkınızda söylediğiniz şey yanlış oluyor. Bir andan kendini iyi gösterme çabası bastırırken diğer yandan kalp küt küt atıyor, bilmemne hormonları fazladan salgılanıyor. Kendine objektif yaklaşabilmek hiç mümkün değilken, bu stresli ortamda objektif yaklaşmaya çalışmanın sonucu nasıl başarılı olabilir ki? Ha, ben kendimi anlatmıyor muyum anlatıyorum ama eğer mümkünse kendimizi anlatmayı biraz olsun durduralım durdurmayanları uyaralım.
Arz ederim.
Arz ederim.
24 Nisan 2011 Pazar
Air - Surfing On A Rocket
Depresyon ne acayip bir şey değil mi? Ölürsün ama yine depresyonda olduğunu kabullenmezsin, ya da sen kabullensen de başkalarına söyleyemezsin çünkü onlara göre "depresyon"da değilsindir, "saçmalama!" "sen beni aylar önce X' den ayrıldığımda görseydin, depresyon ne demektir o zaman görürdün" derler, sanki x değişken değilmiş gibi.
Oysa kadın dergilerindeki testler çat diye yazar "DEPRESYONDASINIZ, çabuk en seksi gece elbisenizi giyip bir partiye gidin!" ya da doktorlar yapıştırır "depresyon belirtisi" , "depresyon başlangıcı" , "depresyona giriş" , "depresyon 101"
Bence depresyon 1-2 ay kadar vaktinizi yiyebildiği gibi anlık da olabilir. Dükkanın kapısına asabiliriz "Depresyona gitti gelicek"
Yeah, yeah it's like surfing on a rocket
Oysa kadın dergilerindeki testler çat diye yazar "DEPRESYONDASINIZ, çabuk en seksi gece elbisenizi giyip bir partiye gidin!" ya da doktorlar yapıştırır "depresyon belirtisi" , "depresyon başlangıcı" , "depresyona giriş" , "depresyon 101"
Bence depresyon 1-2 ay kadar vaktinizi yiyebildiği gibi anlık da olabilir. Dükkanın kapısına asabiliriz "Depresyona gitti gelicek"
Yeah, yeah it's like surfing on a rocket
23 Nisan 2011 Cumartesi
Evet begüm'ün blogunu izlemeye çalışırken kendimi izlemeye başladım. Nasıl oldu hiçbir fikrim yok. Fakat bu duruma üzülmek, kendimi dağlara taşlara vurmak yerine size bir söz vereyim dedim. "Kendimi izleme sürecinde sübjektif olacağıma dair yemin ederim."
Kayıtlara geçsin hanımkızım.
Arz ederim
Kayıtlara geçsin hanımkızım.
Arz ederim
30 Mart 2011 Çarşamba
plakson
Başıma ne geldiyse şu platonik sevdasından geldi. Başta platonik kulağa harika bir fikir olarak gelir. İdeal acı çekme maratonuna sokar seni.
"Onu ölene kadar sevicem ama o benim adımı bile bilmeyecek. Onu hayal edicem, o ise bu hayalleri istese de kirletemiycek."
Şeklinde edebiyat yaptırır. Mantıklı görünmese de mantıksız da görünmez. Yıllarca bu sağlıksız durumun tuzağına düşenlerden oldum. Muhtemelen de düşmeye devam edeceğim. Şu kimliğimle size şunu söyleyeyim platonik aşk "Seni uzaktan sevmek aşkların en güzeli." gibi güzel şarkılar yazılmasını sağlamak haricinde bi' boka yaramaz. İnsanın sosyal bir varlık olduğunu beyniniz kendince değiştirmek ister. "Hayır," der "Evde otur ve sıkılmaya devam et, kimseyi görme, onlar seni anlamıyor." Sizi anlamayanlar insanlar elbet vardır ama 6 milyar homo sapien daha olacaktı orda burda. Ya da "Önemli değil aşk dediğin içinde çağlayan tek yönlü bir şelaledir." Şelale dediğin zaten iki yönlü olamaz ki. Yukarı doğru akan bir şelale fizik kurallarına ne kadar tersse insanı kendisiyle baş başa bırakmaya uğraşmak kulağa hoş gelen tehlikeli ve yanlış betimlemeler yapmak da o kadar ters. Karşı taraftan medet ummak zorundayız. Reddetmeler bir şey değiştirmeyecek.
İnsan hiçbir şekilde tek taraflı olamaz, tek başına olamaz. Hiç arkadaşı olmayan (ama hiç!) bir insanı düşünün, böyle bir şey olabilir mi? Olsa bu insan en fazla 3 vakte kadar yaşayabilir (tamam ben de biliyorum etrafta bazı insanlar var "benim hiç arkadaşım yok" diye dolaşıyorlar ama onları sadece kendi içlerinde yarattıkları "kimsebenianlamıyor" sorunsalında baş başa bırakıyorum ve feysbuklarında bilmemkaç arkadaşlarının içine yem olarak atıyorum.) peki doğa. zıtlıklarla ayakta durduğunu düşünürsek zıtlık iki ya da fazlasını gerektirmez mi? Şeytan ve melek gibi. Melek olmasa şeytan olur muydu? Ya da tam tersi? Ha, işte kardeş, sevginin de platoniği imkansız bir şey. Kimse "YOO Bİ' KEREM BEN KAÇ KERE blablabla" diye lafa atlamasın başta imkanlı görünüyor, başta dediğim şöyle 10 sene civarı. Bu arada imkansızdan kastım sağlıklı bir şekilde platonik sevmedeki imkansızlıktır. Hele bir de karakterler gerçek olunca iş çığrından çıkıyor. Chuck Blair'e neden böyle yaptı diye sinirleniriz ama olayların hayal ürünü olduğunu bildiğimizden etkisi kısa olur. Ama görüyorsun televizyonda gördüğün salak gibi çok sevmeye başladığın biri başka salak gibi sevdiğin kişiyi dötünden anlamış kendince laf sokuyor. Hiç sevilmemesi gerektiğini, hiçbir şey hak etmediğini sana milyonuncu kez kanıtlıyor. Aha içine dert oldu. Ama sevgi çok değerli bir şey, ağlıyorsun geceleri niye kimseyi sevemiyorum diye ama orda burda gördüklerine neden salak gibi dağıtıyorsun, hani nerede "sevgimi kirletmez" ben görmedim? Olmayan şeyleri hayal ettirip üstüne bir de kaymak gibi paranoya çekti, ağzına sıçtı?
Günün şarkısı Adele - Rolling in the deep
Arz ederim kimi zaman da tuzağa düşerim.
"Onu ölene kadar sevicem ama o benim adımı bile bilmeyecek. Onu hayal edicem, o ise bu hayalleri istese de kirletemiycek."
Şeklinde edebiyat yaptırır. Mantıklı görünmese de mantıksız da görünmez. Yıllarca bu sağlıksız durumun tuzağına düşenlerden oldum. Muhtemelen de düşmeye devam edeceğim. Şu kimliğimle size şunu söyleyeyim platonik aşk "Seni uzaktan sevmek aşkların en güzeli." gibi güzel şarkılar yazılmasını sağlamak haricinde bi' boka yaramaz. İnsanın sosyal bir varlık olduğunu beyniniz kendince değiştirmek ister. "Hayır," der "Evde otur ve sıkılmaya devam et, kimseyi görme, onlar seni anlamıyor." Sizi anlamayanlar insanlar elbet vardır ama 6 milyar homo sapien daha olacaktı orda burda. Ya da "Önemli değil aşk dediğin içinde çağlayan tek yönlü bir şelaledir." Şelale dediğin zaten iki yönlü olamaz ki. Yukarı doğru akan bir şelale fizik kurallarına ne kadar tersse insanı kendisiyle baş başa bırakmaya uğraşmak kulağa hoş gelen tehlikeli ve yanlış betimlemeler yapmak da o kadar ters. Karşı taraftan medet ummak zorundayız. Reddetmeler bir şey değiştirmeyecek.
İnsan hiçbir şekilde tek taraflı olamaz, tek başına olamaz. Hiç arkadaşı olmayan (ama hiç!) bir insanı düşünün, böyle bir şey olabilir mi? Olsa bu insan en fazla 3 vakte kadar yaşayabilir (tamam ben de biliyorum etrafta bazı insanlar var "benim hiç arkadaşım yok" diye dolaşıyorlar ama onları sadece kendi içlerinde yarattıkları "kimsebenianlamıyor" sorunsalında baş başa bırakıyorum ve feysbuklarında bilmemkaç arkadaşlarının içine yem olarak atıyorum.) peki doğa. zıtlıklarla ayakta durduğunu düşünürsek zıtlık iki ya da fazlasını gerektirmez mi? Şeytan ve melek gibi. Melek olmasa şeytan olur muydu? Ya da tam tersi? Ha, işte kardeş, sevginin de platoniği imkansız bir şey. Kimse "YOO Bİ' KEREM BEN KAÇ KERE blablabla" diye lafa atlamasın başta imkanlı görünüyor, başta dediğim şöyle 10 sene civarı. Bu arada imkansızdan kastım sağlıklı bir şekilde platonik sevmedeki imkansızlıktır. Hele bir de karakterler gerçek olunca iş çığrından çıkıyor. Chuck Blair'e neden böyle yaptı diye sinirleniriz ama olayların hayal ürünü olduğunu bildiğimizden etkisi kısa olur. Ama görüyorsun televizyonda gördüğün salak gibi çok sevmeye başladığın biri başka salak gibi sevdiğin kişiyi dötünden anlamış kendince laf sokuyor. Hiç sevilmemesi gerektiğini, hiçbir şey hak etmediğini sana milyonuncu kez kanıtlıyor. Aha içine dert oldu. Ama sevgi çok değerli bir şey, ağlıyorsun geceleri niye kimseyi sevemiyorum diye ama orda burda gördüklerine neden salak gibi dağıtıyorsun, hani nerede "sevgimi kirletmez" ben görmedim? Olmayan şeyleri hayal ettirip üstüne bir de kaymak gibi paranoya çekti, ağzına sıçtı?
Günün şarkısı Adele - Rolling in the deep
Arz ederim kimi zaman da tuzağa düşerim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)