17 Ağustos 2011 Çarşamba

aklı havada bu kızın

Bu kadar yıl geçtikten sonra bile hala o hovarda ve çapkın ama bir o kadar yakışıklı ve zeki Brezilyalı M'nin ilgisini çekmeye çalıştığım zamanlarda çevirimi yapsaydım kitap bitmişti.

26 Nisan 2011 Salı

Takatukaları takatukalattırdığım hiç görülmemiştir

Bir insan en fazla kendinden bahsederken sıkıcı oluyor. "Ben çok bıdıbıdıyımdır, valla. Hele bıdıbıdılar bıdıbıdılaşamazlarsa bıdıbıdılanırım, böyleyim ben." Gel gör ki insanoğlu yanlış anlamaya müsait olduğundan kelli yerden gökten kendini anlatmaya çalışmalar yağıyor. Doğal. Olası. Kaçınılmaz. Hele ki soru bir de "bana biraz kendinden bahsetseneğ" gibi çığırtkanlıklara mahal verecek türden ise cevaplar "hocam hani insan kimliği 4 kısımlıydı, benim bilip senin bilmediklerin, senin bilip benim bilmediklerimin, senin de benim de bildiklerim, senin de benim de bilmediklerim diye. Görünüşe göre benliğimin yarısından haberim yok." olabilir. Çünkü hele hele ki ilk buluşma ya da hoşlandığınız kişiyleyken karşı cinsin bundan haberinin olmadığı görüşmeler gibi yüksek tansiyonlu durumlarda hakkınızda söylediğiniz şey yanlış oluyor. Bir andan kendini iyi gösterme çabası bastırırken diğer yandan kalp küt küt atıyor, bilmemne hormonları fazladan salgılanıyor. Kendine objektif yaklaşabilmek hiç mümkün değilken, bu stresli ortamda objektif yaklaşmaya çalışmanın sonucu nasıl başarılı olabilir ki? Ha, ben kendimi anlatmıyor muyum anlatıyorum ama eğer mümkünse kendimizi anlatmayı biraz olsun durduralım durdurmayanları uyaralım.


Arz ederim.



24 Nisan 2011 Pazar

Air - Surfing On A Rocket

Depresyon ne acayip bir şey değil mi? Ölürsün ama yine depresyonda olduğunu kabullenmezsin, ya da sen kabullensen de başkalarına söyleyemezsin çünkü onlara göre "depresyon"da değilsindir, "saçmalama!" "sen beni aylar önce X' den ayrıldığımda görseydin, depresyon ne demektir o zaman görürdün" derler, sanki x değişken değilmiş gibi.
Oysa kadın dergilerindeki testler çat diye yazar "DEPRESYONDASINIZ, çabuk en seksi gece elbisenizi giyip bir partiye gidin!" ya da doktorlar yapıştırır "depresyon belirtisi" , "depresyon başlangıcı" , "depresyona giriş" , "depresyon 101"
Bence depresyon 1-2 ay kadar vaktinizi yiyebildiği gibi anlık da olabilir. Dükkanın kapısına asabiliriz "Depresyona gitti gelicek"



Yeah, yeah it's like surfing on a rocket


23 Nisan 2011 Cumartesi

Evet begüm'ün blogunu izlemeye çalışırken kendimi izlemeye başladım. Nasıl oldu hiçbir fikrim yok. Fakat bu duruma üzülmek, kendimi dağlara taşlara vurmak yerine size bir söz vereyim dedim. "Kendimi izleme sürecinde sübjektif olacağıma dair yemin ederim."
Kayıtlara geçsin hanımkızım.
Arz ederim

30 Mart 2011 Çarşamba

plakson

Başıma ne geldiyse şu platonik sevdasından geldi. Başta platonik kulağa harika bir fikir olarak gelir. İdeal acı çekme maratonuna sokar seni.

"Onu ölene kadar sevicem ama o benim adımı bile bilmeyecek. Onu hayal edicem, o ise bu hayalleri istese de kirletemiycek."

Şeklinde edebiyat yaptırır. Mantıklı görünmese de mantıksız da görünmez. Yıllarca bu sağlıksız durumun tuzağına düşenlerden oldum. Muhtemelen de düşmeye devam edeceğim. Şu kimliğimle size şunu söyleyeyim platonik aşk "Seni uzaktan sevmek aşkların en güzeli." gibi güzel şarkılar yazılmasını sağlamak haricinde bi' boka yaramaz. İnsanın sosyal bir varlık olduğunu beyniniz kendince değiştirmek ister. "Hayır," der "Evde otur ve sıkılmaya devam et, kimseyi görme, onlar seni anlamıyor." Sizi anlamayanlar insanlar elbet vardır ama 6 milyar homo sapien daha olacaktı orda burda. Ya da "Önemli değil aşk dediğin içinde çağlayan tek yönlü bir şelaledir." Şelale dediğin zaten iki yönlü olamaz ki. Yukarı doğru akan bir şelale fizik kurallarına ne kadar tersse insanı kendisiyle baş başa bırakmaya uğraşmak kulağa hoş gelen tehlikeli ve yanlış betimlemeler yapmak da o kadar ters. Karşı taraftan medet ummak zorundayız. Reddetmeler bir şey değiştirmeyecek.
İnsan hiçbir şekilde tek taraflı olamaz, tek başına olamaz. Hiç arkadaşı olmayan (ama hiç!) bir insanı düşünün, böyle bir şey olabilir mi? Olsa bu insan en fazla 3 vakte kadar yaşayabilir (tamam ben de biliyorum etrafta bazı insanlar var "benim hiç arkadaşım yok" diye dolaşıyorlar ama onları sadece kendi içlerinde yarattıkları "kimsebenianlamıyor" sorunsalında baş başa bırakıyorum ve feysbuklarında bilmemkaç arkadaşlarının içine yem olarak atıyorum.) peki doğa. zıtlıklarla ayakta durduğunu düşünürsek zıtlık iki ya da fazlasını gerektirmez mi? Şeytan ve melek gibi. Melek olmasa şeytan olur muydu? Ya da tam tersi? Ha, işte kardeş, sevginin de platoniği imkansız bir şey. Kimse "YOO Bİ' KEREM BEN KAÇ KERE blablabla" diye lafa atlamasın başta imkanlı görünüyor, başta dediğim şöyle 10 sene civarı. Bu arada imkansızdan kastım sağlıklı bir şekilde platonik sevmedeki imkansızlıktır. Hele bir de karakterler gerçek olunca iş çığrından çıkıyor. Chuck Blair'e neden böyle yaptı diye sinirleniriz ama olayların hayal ürünü olduğunu bildiğimizden etkisi kısa olur. Ama görüyorsun televizyonda gördüğün salak gibi çok sevmeye başladığın biri başka salak gibi sevdiğin kişiyi dötünden anlamış kendince laf sokuyor. Hiç sevilmemesi gerektiğini, hiçbir şey hak etmediğini sana milyonuncu kez kanıtlıyor. Aha içine dert oldu. Ama sevgi çok değerli bir şey, ağlıyorsun geceleri niye kimseyi sevemiyorum diye ama orda burda gördüklerine neden salak gibi dağıtıyorsun, hani nerede "sevgimi kirletmez" ben görmedim? Olmayan şeyleri hayal ettirip üstüne bir de kaymak gibi paranoya çekti, ağzına sıçtı?

Günün şarkısı Adele - Rolling in the deep

Arz ederim kimi zaman da tuzağa düşerim.
ses ses bir iki blog çalışıyor mu?

2 Şubat 2011 Çarşamba

maarif

Sağ köşedeki takvimim 2 şubatı gösteriyor. Doğalı tam 21 sene, 5 buçuk saat olmuş. Bugün de yeni doğumlar olmuştur, hastanelerden bugün de bebek çığlıkları yükselmiştir, yükselecektir. Asıl onlar iyi ki doğmuştur. Doğum ne kadar sıcak, ne kadar mucizevi değil mi?
Bir yanda da tüyler ürpertici ölüm duruyor köşede. O ise ne kadar soğuk. doğum kadar gerçek, hatta korkutuculuğuyla sanki daha da gerçek gibi geliyor. Bugün sabaha karşı Defne Joy Foster ölü bulundu. Cıvıl cıvıl, spot ışıkları altında gerçek görünen az insanlardan biri. Has zenci Türk'ümüz. İki yaşında maarif takviminin erkek çocukları için başka bir isim önerdiği başka bir günde doğmuş bir çocuğun annesi.
Bazen ölümlerin fanilere iyi geldiğini düşünüyorum. Silkeliyor seni yerinden. Sorgulatıyor. Ne kadar aptalca işlerle zaman kaybediyorum, dedirtiriyor. Daha ne kadar çok insanın kalbini kırıyorum 3 günlük dünyada. Ne için gelmiştik dünyaya. Kim olmaya karar verip kim olmuştuk. Hangi amaçlar uğruna kendimizi paralamıştık. Asıl, ne hakla kendimize işkence çektiriyorduk.
Husrev uşağına sordu. "Osman, Allah var mı?" Uşak efendisinin iyice delirdiğini görüp korkmuştu "Elbette var elbette."demişti. Husrev "Ne biliyorsun, göstersene." dedi Osman, "Gösteremem ama var." Husrev, "Bence de var. Neden biliyor musun?" demişti. "Çünkü görünmüyor."
İnsana ait gerçek olan tek şey görünmeyenken neden hep bir şeylerin görünür olmasında ısrarcı oluyorduk, görünür olmamakta inat ediyorsa biz bir şey uyduruverip kendimizce görünür kılıyorduk. Neden nedene bu kadar meraklıydık.