Bugün okulumun kare, mütevazı ama bir o kadar da havuzlu bahçesinde çeviriye yumulmadan geçirebileceğim 20 dk olduğunu fark ederek vakit geçirmeye karar verdim. Derken sol tarafımdan O geçti. Ses tonunu çok hoş bulduğum şeker çocuk (bundan böyle S.T.Ç.H.B.Ş.Ç olarak anılacaktır). Siz şimdi böyle cool olduğuma bakmayın aslında çocuğun adını+soyadını, medeni halini, doğum tarihini, nerde yaşadığını, aslen nereli olduğunu, dün akşam nerde ne yaptığını biliyorum. Türkiye şartlarında xoxo Gossip Girl diye bir oluşum olmayabilir ama onun yerine Twitter gibi gençleri "tivitlemek için yaşamak" ı öğütleyen sosyal paylaşım sitesi var.
Sonra S.T.Ç.H.B.Ş.Ç yan banka oturmasın mı!
Ne yapacağım? Tabiki de bizimkileri dinliyor görünüp onun konuşmalarına kulak kabartacağım. Medeni halini vurguladı, hoş bir videodan bahsetti:
Bir imam bir kıza aşık olmuş, istemiş vermemişler. Ertesi gün ezan okurken bu ezan sevip de kavuşamayanlara gelsin demiş.
Çıkarılan sonuç : İmamlar da sever.
Sonra ilginç olmayan ama kötü olan ise boşaltım sistemine dair bazı bilgilerden bahsetmesiydi. Pardon erkeklerin boşaltım sistemiyle alıp veremediği nedir? Neden bundan bahsetmek isterler? Ve neden kızların da bundan bahsettiğini duymak için sürekli olarak bazı sözleri tekrarlar? "Sanki sen yapmıyosun!"
??
Kendisi, yoğun isteğinden ötürü galiba bundan böyle K.Ç olarak anılacak (kaka çocuk)
Günün şarkısı blur - girls & boys
Arz ederim
İK
8 Aralık 2010 Çarşamba
7 Aralık 2010 Salı
çok kalmayacağım
olacak şey değil. dünden beri tam on kişi sayfama girmiş, ya da bir arkadaşa bakıp çıkmış. 10 kişi sosyal aleme zarar siteler çöker mazallah.kesin ben de "julie & julia" filmindeki gibi olucam. blogumdaki inanılmaz başarı hollywood yönetmenlerinin dikkatini çekecek. beni oynayan marion cotillard'a bir oscar daha kazandıracak. "merci merci merci beaucoup! merci beaucoup pour l'academie.." Kimse böyle şeyler hayal etmediğini yazdıysa bozsun. Sonuçta biz de kediye kedi deriz. Yine kafam 1500. İçmek değil, içmeye gerek yok hayat beni asıl delirten. 3. sınıfı kafayı sıyırmadan atlatan varsa bir el uzatsın. Aa yok pardon. 3. sınıfta okuyup aynı zamanda kitap çevirisi yapan aynı zamanda çok sevgili alman bir yazarın atölyesini çeviren ve kafayı sıyırmayan varsa biri bana gelsin o da sensin.
Diğer bir suçlu İstanbul trafiğidir hakim bey. İstanbul sakinleri salı gününki geleneksel asyadan avrupaya, avrupadan asyaya göç eylemini başarıyla sürdürüyorlar. Haftanın bir diğer göç günü olan cuma'yı iple çekiyoruz.
günün şarkısı radiohead - karma police olmak zorunda çünkü "I lost myself"
lost in translation ise günün değil en azından bir ömrün filmi.
arz ederim kimi zaman itiraz ederim.
İK
Diğer bir suçlu İstanbul trafiğidir hakim bey. İstanbul sakinleri salı gününki geleneksel asyadan avrupaya, avrupadan asyaya göç eylemini başarıyla sürdürüyorlar. Haftanın bir diğer göç günü olan cuma'yı iple çekiyoruz.
günün şarkısı radiohead - karma police olmak zorunda çünkü "I lost myself"
lost in translation ise günün değil en azından bir ömrün filmi.
arz ederim kimi zaman itiraz ederim.
İK
6 Aralık 2010 Pazartesi
Merhaba dün profilimi görüntülemiş 2 kişi. Merhaba arkaplandaki iğrenç halı deseni.
Ödevlere öyle bir yumuldum öyle bir yumuldum ki yumarlak oldum. Hukuk çevirisi nedir bilir misin? Sözleşme maddeleri falan? Bilme. Hayat bilmeden daha güzel çünkü. Oyunculuk gibidir çevirmenlik. Bir karaktere bürünürsün. Aslında birden çok karaktere. Ve hayatının sonuna kadar o karakterlere sahipmiş gibi davranırsın. Rekabetin bol olduğu bir dünyada bir çevirmen birden fazla alana hakim olmak, yani birden fazla karaktere bürünmek zorundadır. Dolayısıyla bir çevirmen meslek hayatının sonuna kadar aynı anda hem avukat, hem politikacı, hem doktor, hem bilim adamı, hem mimar gibi davranır, hayatı boyunca onların sesi olur. Her meslek başka dile sahipken çevirmen meslekler mesleği diller diline sahip kişi olur. Bu yüzden oyunculuktan çok çok daha zor. Üstüm(üz)deki baskı büyük. Ama hala dünyanın en güzel mesleği!
I love my job but it's way too hard diye şarkı var mı? Yoksa biz de benzetme yaparız.
Günün şarkısı Broken Bells - the high road olsun.
Arz ederim, bazen ikaz da ederim.
IK
Ödevlere öyle bir yumuldum öyle bir yumuldum ki yumarlak oldum. Hukuk çevirisi nedir bilir misin? Sözleşme maddeleri falan? Bilme. Hayat bilmeden daha güzel çünkü. Oyunculuk gibidir çevirmenlik. Bir karaktere bürünürsün. Aslında birden çok karaktere. Ve hayatının sonuna kadar o karakterlere sahipmiş gibi davranırsın. Rekabetin bol olduğu bir dünyada bir çevirmen birden fazla alana hakim olmak, yani birden fazla karaktere bürünmek zorundadır. Dolayısıyla bir çevirmen meslek hayatının sonuna kadar aynı anda hem avukat, hem politikacı, hem doktor, hem bilim adamı, hem mimar gibi davranır, hayatı boyunca onların sesi olur. Her meslek başka dile sahipken çevirmen meslekler mesleği diller diline sahip kişi olur. Bu yüzden oyunculuktan çok çok daha zor. Üstüm(üz)deki baskı büyük. Ama hala dünyanın en güzel mesleği!
I love my job but it's way too hard diye şarkı var mı? Yoksa biz de benzetme yaparız.
Günün şarkısı Broken Bells - the high road olsun.
Arz ederim, bazen ikaz da ederim.
IK
5 Aralık 2010 Pazar
yeni olaraktan
blog açışımın ikinci yılı şerefine (!)(yaklaşık yarım saat önce aklıma geldi blog diye bir şeyin var olduğu) teknolojik edebiyat camiasına geri dönmeye karar verdim. Bunu kim umursar bilmiyorum ama umursanmamayı öyle hak etmişim ki yarım saattir bloga nasıl yazı yazıldığını hatırlamayı çözmeye çalıştım. Gerçi gördüm ki sevgili bilgisayarım bu sayfaların hiç tekin olmadığını düşünüyormuş, ondan birkaç şeye "izin ver" "kabul ediyorum" "tamam" demeliymişim öyle görebilicekmişim. Bill Gates bazen annemden bile evhamlı oluyor.
Her neyse eski yazılara bir baktım. Brezilya'dan yazdığım kendi içinde oldukça çelişen günlüklerin , evet başlık günlük ama orada bulunduğum 30 gün içinde 2 tane yazmışım bu da aslında "15 günlük" olduğunu gösteriyor, baya sıkıcı olduklarını gördüm. Artık nasıl bir kafayla yazmışsam... Evin yaşlı amcasının "olsun olsun hatıra bunlar. bu günleri özliyceksin ilerde" dediğini duyar gibiyim. Sonra biçime geçtim önce biraz daha kız rengi -pembe- olsun sayfada dedim. Ama arkadaki halı desenimsi iğrenç kafferengi planla yola devam etmeye karar verdim, çocukluğum çirkin halılı odalarda geçti nedeni bu da olabilir. Bu arada adımı googlelayan yakın arkadaşlarım haricinde okuyan varsa üzgünüm içimde acayip bir neden belirtme hissi var. Her şeyin nedenini belirticem sanırım bu yazıda. Söylemedi demeyin.
Evet geri dönüşümün nedenlerini düşünmeye başlayabilirim.
neden 1: blog yazmayı hep kendi kendimle konuşmak olarak görüyordum ama twitter camiası tükürdüğümü yalatarak bana 140 karakterle kendi kendine konuşmayı öğretti, blog vız gelir tırıs gider dedim.
neden 2: bilmeyenler varsa, tamam söz bir daha söylemiycem bunu, ben çevirmenim. Ve hayat şu dönemde aşırı zor. Çeviri süreçlerine daha aktif dalmaya, odama daha çok çekilmeye, sosyal hayattan biraz daha (hatta baya baya) uzaklaşmaya başladım. Bu arada bu aktif sürecin meyvesini ileriki zamanlarda inşallah beraber yiyeceğiz. Hayır karpuz kesmeyeceğiz, bunu aklınızdan çıkarın.
Başka neden yok sanırım. Mmm düşünce bazında daha uzun olacağını kestirmiştim. Ama kimse merak etmesin bugünden itibaren yazılar alacak başını gidecek. Yalnızım ve birileriyle konuşuyormuş gibi yapmaya ihtiyacım var. Bunun acınası olduğunu düşünen varsa...ee.. kendini de evde unutsaydı!
Günün şarkısı simple plan'den welcome to my life olsun.
Arz ederim,
IK
Her neyse eski yazılara bir baktım. Brezilya'dan yazdığım kendi içinde oldukça çelişen günlüklerin , evet başlık günlük ama orada bulunduğum 30 gün içinde 2 tane yazmışım bu da aslında "15 günlük" olduğunu gösteriyor, baya sıkıcı olduklarını gördüm. Artık nasıl bir kafayla yazmışsam... Evin yaşlı amcasının "olsun olsun hatıra bunlar. bu günleri özliyceksin ilerde" dediğini duyar gibiyim. Sonra biçime geçtim önce biraz daha kız rengi -pembe- olsun sayfada dedim. Ama arkadaki halı desenimsi iğrenç kafferengi planla yola devam etmeye karar verdim, çocukluğum çirkin halılı odalarda geçti nedeni bu da olabilir. Bu arada adımı googlelayan yakın arkadaşlarım haricinde okuyan varsa üzgünüm içimde acayip bir neden belirtme hissi var. Her şeyin nedenini belirticem sanırım bu yazıda. Söylemedi demeyin.
Evet geri dönüşümün nedenlerini düşünmeye başlayabilirim.
neden 1: blog yazmayı hep kendi kendimle konuşmak olarak görüyordum ama twitter camiası tükürdüğümü yalatarak bana 140 karakterle kendi kendine konuşmayı öğretti, blog vız gelir tırıs gider dedim.
neden 2: bilmeyenler varsa, tamam söz bir daha söylemiycem bunu, ben çevirmenim. Ve hayat şu dönemde aşırı zor. Çeviri süreçlerine daha aktif dalmaya, odama daha çok çekilmeye, sosyal hayattan biraz daha (hatta baya baya) uzaklaşmaya başladım. Bu arada bu aktif sürecin meyvesini ileriki zamanlarda inşallah beraber yiyeceğiz. Hayır karpuz kesmeyeceğiz, bunu aklınızdan çıkarın.
Başka neden yok sanırım. Mmm düşünce bazında daha uzun olacağını kestirmiştim. Ama kimse merak etmesin bugünden itibaren yazılar alacak başını gidecek. Yalnızım ve birileriyle konuşuyormuş gibi yapmaya ihtiyacım var. Bunun acınası olduğunu düşünen varsa...ee.. kendini de evde unutsaydı!
Günün şarkısı simple plan'den welcome to my life olsun.
Arz ederim,
IK
Kaydol:
Yorumlar (Atom)